bugün doğum günü onun.. iyi ki doğmuş.. o olmasaydı ben nereden öğrenecektim birine değer vermeden önce çok kere düşünmek gerektiğini.. biriyle keyifli zaman geçirmenin her şey demek olmadığını.. biri hakkında her şeyi bilmenin de her şey demek olmadığını hatta hiç bir şey olduğunu.. cevapsız soruların hep cevapsız kalacağını.. hayatın aslında ne olduğunu.. ama en zoru en kötüsü eski bir arkadaşın doğum gününü bile bile gecesinde 12'de kutlayamamış olmak.. neyse napalım sağolsun, var olsun, doğum günü kutlu olsun..
hee bu arada bu yazı benim hala bunalım takıldığımın bir göstergesi olarak algılanmasın sakın :)) sadece doğum günlerini kutlamadan geçemiyorum ne yapayım :))
hepimize mutlu yıllar :DD
doğum günü delisi :)
egi
14 Kasım 2009 Cumartesi
22 Ekim 2009 Perşembe
reset!
bir başımaydım, kararlıydım, ne zamandır yapılması gerekeni yaptım, sildim, reset attım ve geride bıraktım..
nasıl bir hafifleme nasıl bir huzur..
vakit ileriye bakma zamanı.. üzerine bir keyif kahvesi, missss gibi..
yanında taze alınmış, sayfaları hala misss kokan yepyeni bir kitap..
ve merhaba yeni hayat..
umutlu
egi
nasıl bir hafifleme nasıl bir huzur..
vakit ileriye bakma zamanı.. üzerine bir keyif kahvesi, missss gibi..
yanında taze alınmış, sayfaları hala misss kokan yepyeni bir kitap..
ve merhaba yeni hayat..
umutlu
egi
18 Ekim 2009 Pazar
hisler...
bir şeyler oluyor gibi ama olmuyor da olabilir.. bir yandan olsun bir yandan olsa nasıl olur bir yandan da ya olmuyorsa gibi saçma sapan düşünceler.. çelişkiler, değişik duygular, değişik ruh hallerindeyim.. gene beklentiler, beklemeler, sonra beklememek gerektiği, akışına bırakmak gerektiği, ama bir türlü akışın ne olacağını düşünmeden edememe.. karışık yani gene buralar.. ama bir yandan güzel bir heyecan, ne olacak beklentisi, hazırlık, mutluluk, gülümseme hali..
bir de tabii kendi kendini sorgulama var, acaba sadece bir şeyler olsun diye mi bu haller işte onu da bilmiyorum, çözemiyorum.. biri çıksa dese ki bu bundan bu bundan ve bu böyle diye onları da yaşasak, böyle karışıp kalıyorum..
ya da artık zamanı gelse ne yaşanacaksa yaşansa, güzel şeyler yaşansa, mutlu olunsa artık olmaz mı???
gene cevapsız sorularım var sanırım, hep kendimi tekrar ediyorum sanırım ama hayat bu işte insan hep beklentiler içinde oluyor..
hep bekleyişte
egi
bir de tabii kendi kendini sorgulama var, acaba sadece bir şeyler olsun diye mi bu haller işte onu da bilmiyorum, çözemiyorum.. biri çıksa dese ki bu bundan bu bundan ve bu böyle diye onları da yaşasak, böyle karışıp kalıyorum..
ya da artık zamanı gelse ne yaşanacaksa yaşansa, güzel şeyler yaşansa, mutlu olunsa artık olmaz mı???
gene cevapsız sorularım var sanırım, hep kendimi tekrar ediyorum sanırım ama hayat bu işte insan hep beklentiler içinde oluyor..
hep bekleyişte
egi
23 Eylül 2009 Çarşamba
kronoloji...
istanbul'un en güzel yerleri ve kronolojisileri
29 ekim 2008-üsküdar-beykoz
9 ya da 10 aralık 2008(bir bayram günü)-taksim-karaköy-kabataş
18 aralık 2008-gidemeyiş
19 ya da 20 aralık 2008-gidiş
23 nisan 2009-dönüş (yine bir bayram) - çocuk bayramında çocuklar gibi şen olma hali
6 mayıs 2009-esenyurt-hayatı bayram sanma
7 mayıs 2009-beşiktaş-ortaköy-bebek-kabataş-yüzleşme
7 mayıs 2009-23 eylül 2009 01.52-İstanbul'un her yeri-hala sessizlik...
arada atılması gereken başka tarihler de ne yazık ki var, 2 kere de florya var...
bu bayramda da gene çok fazla yokluk çektim, bir kısmını yazacağım ama onlar da yarına kalsın...
bir bayram daha bitti, bundan sonra hep iyi, mutlu, huzurlu bayramlar olsun, herkes için...
hala nedensizce buruk bayram çocuğu
egi
29 ekim 2008-üsküdar-beykoz
9 ya da 10 aralık 2008(bir bayram günü)-taksim-karaköy-kabataş
18 aralık 2008-gidemeyiş
19 ya da 20 aralık 2008-gidiş
23 nisan 2009-dönüş (yine bir bayram) - çocuk bayramında çocuklar gibi şen olma hali
6 mayıs 2009-esenyurt-hayatı bayram sanma
7 mayıs 2009-beşiktaş-ortaköy-bebek-kabataş-yüzleşme
7 mayıs 2009-23 eylül 2009 01.52-İstanbul'un her yeri-hala sessizlik...
arada atılması gereken başka tarihler de ne yazık ki var, 2 kere de florya var...
bu bayramda da gene çok fazla yokluk çektim, bir kısmını yazacağım ama onlar da yarına kalsın...
bir bayram daha bitti, bundan sonra hep iyi, mutlu, huzurlu bayramlar olsun, herkes için...
hala nedensizce buruk bayram çocuğu
egi
29 Ağustos 2009 Cumartesi
ramazan pidesi kuyruğu mutluluğu...
herşeye rağmen hayat devam ediyor, hayat kaldığı yerden...
Yeniden yazma gücü buldum kendimde, yeniden hayata olumlu bakmaya çalışmacaya döndüm, bir çok yazı geçti aklımdan, ama anca şimdi başladım yeniden...
Hayat bazen çok tatsız bazen ufak şeylerle bile yaşama sevinci ile dolunabiliyor. Senelerin adi pollysiyim, olumsuzluklara, kayıplara, gidişlere rağmen yeniden adi pollyliğe dönüyorum. Üzüntüler, sıkıntılar, ağlamalar, sızlamalar hiç bir şeyi değiştirmiyor, bari şurda bir nefes sonrasını bilmediğimiz hayattan tat almaya çalışalım, mutlu olalım, mutlu edelim diyorum. Sağlığımız yerinde mi, çevrem sevdiğim insanlarla dolu mu, ihtiyacım olduğunda yanımda olan çokça dostlarım var mı, iyi kötü bir işim var mı bunlarla yetinmeye bakmalı, mutlu olmalı. İşte bunlar var diye mutluyum, hayattayım mutluyum.
Gelelim başlığın manasına; ramazanın ilk gününden beri anneme pideyi ben alayım mı diyip duruyordum, en sonunda ramazanın 3. gününde bu göreve ulaşabildim. İş çıkışı fırına gittim, baktım kuyruk var, içimi nasıl bir mutluluk doldurdu inanamazsınız, sonra o ramazan pidesinin muhteşem kokusu karşıladı beni, o kuyruk ve o koku beni (çok klasik olacak ama) eski ramazanlara götürdü. Fındıkzade'me götürdü beni, ablamın elinden tutup Hacıbayramoğlu Ekmek Fırını'nın önünde beklediğimiz sokağın başına kadar olan kuyruğa götürdü, çocukluğuma götürdü... Eskileri hatırlamak insana hem büyük bir hüzün hem de büyük bir mutluluk veriyor, huzur duydum o kuyrukta, o kokuyla... Kuyrukta öyle bir sırıtışla bekliyordum ki eminim çevreden biri fark ettiyse deli mi ne demiştir. Evet deliyim, küçük şeylerden mutlu olmak delilikse mutluyum, hem de çok...
Artık hayatı daha umursamaz yaşamaya karar verdim, önüme ne çıkarsa yaşıyorum, ince eleyip sık dokumuyorum, kriterleri uzaklaştırıyorum hayatımdan, kendime ve çevreme zarar vermeden yaşıyorum hayatı, biraz kaderci oldum şu aralar galiba, bu kadar da hırssız olmamalı mı acaba onu da bilmiyorum ama ne doğru ne yanlış diye düşünmekten bıktım, içimden nasıl geliyorsa öyle devam ediyorum, hiç bir şey için, hiç kimse için üzülmeye, sıkılmaya değmez...
Özetle yeniden herşeye rağmen hayat güzeldir günleri başladı, haydi yaşayalım doya doya...
yeniden adi polly
egi
Yeniden yazma gücü buldum kendimde, yeniden hayata olumlu bakmaya çalışmacaya döndüm, bir çok yazı geçti aklımdan, ama anca şimdi başladım yeniden...
Hayat bazen çok tatsız bazen ufak şeylerle bile yaşama sevinci ile dolunabiliyor. Senelerin adi pollysiyim, olumsuzluklara, kayıplara, gidişlere rağmen yeniden adi pollyliğe dönüyorum. Üzüntüler, sıkıntılar, ağlamalar, sızlamalar hiç bir şeyi değiştirmiyor, bari şurda bir nefes sonrasını bilmediğimiz hayattan tat almaya çalışalım, mutlu olalım, mutlu edelim diyorum. Sağlığımız yerinde mi, çevrem sevdiğim insanlarla dolu mu, ihtiyacım olduğunda yanımda olan çokça dostlarım var mı, iyi kötü bir işim var mı bunlarla yetinmeye bakmalı, mutlu olmalı. İşte bunlar var diye mutluyum, hayattayım mutluyum.
Gelelim başlığın manasına; ramazanın ilk gününden beri anneme pideyi ben alayım mı diyip duruyordum, en sonunda ramazanın 3. gününde bu göreve ulaşabildim. İş çıkışı fırına gittim, baktım kuyruk var, içimi nasıl bir mutluluk doldurdu inanamazsınız, sonra o ramazan pidesinin muhteşem kokusu karşıladı beni, o kuyruk ve o koku beni (çok klasik olacak ama) eski ramazanlara götürdü. Fındıkzade'me götürdü beni, ablamın elinden tutup Hacıbayramoğlu Ekmek Fırını'nın önünde beklediğimiz sokağın başına kadar olan kuyruğa götürdü, çocukluğuma götürdü... Eskileri hatırlamak insana hem büyük bir hüzün hem de büyük bir mutluluk veriyor, huzur duydum o kuyrukta, o kokuyla... Kuyrukta öyle bir sırıtışla bekliyordum ki eminim çevreden biri fark ettiyse deli mi ne demiştir. Evet deliyim, küçük şeylerden mutlu olmak delilikse mutluyum, hem de çok...
Artık hayatı daha umursamaz yaşamaya karar verdim, önüme ne çıkarsa yaşıyorum, ince eleyip sık dokumuyorum, kriterleri uzaklaştırıyorum hayatımdan, kendime ve çevreme zarar vermeden yaşıyorum hayatı, biraz kaderci oldum şu aralar galiba, bu kadar da hırssız olmamalı mı acaba onu da bilmiyorum ama ne doğru ne yanlış diye düşünmekten bıktım, içimden nasıl geliyorsa öyle devam ediyorum, hiç bir şey için, hiç kimse için üzülmeye, sıkılmaya değmez...
Özetle yeniden herşeye rağmen hayat güzeldir günleri başladı, haydi yaşayalım doya doya...
yeniden adi polly
egi
8 Haziran 2009 Pazartesi
ilk defa...
ilk defa deniz huzur vermedi bana...
ilk defa denizi görmek acıttı beni...
ilk defa dolunayı sevmedim...
ilk defa mehtabı görmek istemedim...
ilk defa böyle acılı bir kalabalık gördüm...
ilk defa bu kadar çok acılı yüz gördüm...
ilk defa böyle çok gözyaşını bir arada gördüm...
ilk defa kalabalıklar içinde hüngür hüngür ağladım...
ilk ve son defa olur inşallah...
ilk defa denizi görmek acıttı beni...
ilk defa dolunayı sevmedim...
ilk defa mehtabı görmek istemedim...
ilk defa böyle acılı bir kalabalık gördüm...
ilk defa bu kadar çok acılı yüz gördüm...
ilk defa böyle çok gözyaşını bir arada gördüm...
ilk defa kalabalıklar içinde hüngür hüngür ağladım...
ilk ve son defa olur inşallah...
7 Haziran 2009 Pazar
ahhh hayaat ahhh!!!
iki yazı üst üste güzel şeyler yazmak mümkün değil mi bu hayatta???
çok mu ara veriyorum iki yazı arasında???
güzel şeyleri yazmayı atlayıp, kötü bir şey olunca gene soluğu cümlelerin içinde alıyorum???
ertelemek! hep düştüğümüz hata bu değil mi ertelemek!
küçük mutlulukları yazmayı ertelemek, kocca kötülükler olunca yazmak istemek, yazıya sığınmak, yazıda çığlıklar atmak!
gün içinde küçük şeylere mutlu oluyorum, diyorum yazayım, mutluluğumu ölümsüzleştireyim satırlarla, ama sonra işte o lanet olasıca ertelemek!
son yazımda Kübra ile yaptığım telefon konuşmasından bahsetmiştim, o kadar acılarına rağmen hep daha iyiyim diyebilen Kübra'dan...
meğer o konuşma aramızdaki son konuşmaymış...
mucize olmayacakmış, hayat tüüüm acımazsızlığı ile devam edecekmiş, bir eksikle...
dün bir eve bir ateş düştü ki acısı kaç evde duyuldu...
o ateş nasıl söner bilmiyorum ama Allah geride kalanlara sabır versin demekten başka çare yok... ne ağlamak, ne bağırmak, ne ağıtlar yokluğunun acısını dindirir, ne de geri getirir...
böyle acılar insanın yüzüne öyyle bir tokat patlatıyor ki...
nelere kızıyoruz, nelere üzülüyoruz, neleri kendimize dert ediyoruz, kimlere değer veriyoruz, ardından gözyaşı döküyoruz, oysa hayat o kadar kısa ki, o kadar değersiz ki her anın tadını çıkarmak lazım, her anı olduğu gibi yaşamak, geriye bakmamak, ilerisi için kaygılanmamak lazım..
Kübra, üniversitede okuyan kuzenine ne oluur ders çalışma demiş son gece, illa A ile geçme, C ile geçsen de olur, hayatı kaçırma, kendini hırpalama demiş...
bazen kendimizi hayata çok kaptırıyoruz, hırs yapıyoruz, hiiiiç gerek yok, önümüze ne gelirse o dur yaşayabildiğimiz, yaşadığımız...
kötü
egi
çok mu ara veriyorum iki yazı arasında???
güzel şeyleri yazmayı atlayıp, kötü bir şey olunca gene soluğu cümlelerin içinde alıyorum???
ertelemek! hep düştüğümüz hata bu değil mi ertelemek!
küçük mutlulukları yazmayı ertelemek, kocca kötülükler olunca yazmak istemek, yazıya sığınmak, yazıda çığlıklar atmak!
gün içinde küçük şeylere mutlu oluyorum, diyorum yazayım, mutluluğumu ölümsüzleştireyim satırlarla, ama sonra işte o lanet olasıca ertelemek!
son yazımda Kübra ile yaptığım telefon konuşmasından bahsetmiştim, o kadar acılarına rağmen hep daha iyiyim diyebilen Kübra'dan...
meğer o konuşma aramızdaki son konuşmaymış...
mucize olmayacakmış, hayat tüüüm acımazsızlığı ile devam edecekmiş, bir eksikle...
dün bir eve bir ateş düştü ki acısı kaç evde duyuldu...
o ateş nasıl söner bilmiyorum ama Allah geride kalanlara sabır versin demekten başka çare yok... ne ağlamak, ne bağırmak, ne ağıtlar yokluğunun acısını dindirir, ne de geri getirir...
böyle acılar insanın yüzüne öyyle bir tokat patlatıyor ki...
nelere kızıyoruz, nelere üzülüyoruz, neleri kendimize dert ediyoruz, kimlere değer veriyoruz, ardından gözyaşı döküyoruz, oysa hayat o kadar kısa ki, o kadar değersiz ki her anın tadını çıkarmak lazım, her anı olduğu gibi yaşamak, geriye bakmamak, ilerisi için kaygılanmamak lazım..
Kübra, üniversitede okuyan kuzenine ne oluur ders çalışma demiş son gece, illa A ile geçme, C ile geçsen de olur, hayatı kaçırma, kendini hırpalama demiş...
bazen kendimizi hayata çok kaptırıyoruz, hırs yapıyoruz, hiiiiç gerek yok, önümüze ne gelirse o dur yaşayabildiğimiz, yaşadığımız...
kötü
egi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)