istanbul'un en güzel yerleri ve kronolojisileri
29 ekim 2008-üsküdar-beykoz
9 ya da 10 aralık 2008(bir bayram günü)-taksim-karaköy-kabataş
18 aralık 2008-gidemeyiş
19 ya da 20 aralık 2008-gidiş
23 nisan 2009-dönüş (yine bir bayram) - çocuk bayramında çocuklar gibi şen olma hali
6 mayıs 2009-esenyurt-hayatı bayram sanma
7 mayıs 2009-beşiktaş-ortaköy-bebek-kabataş-yüzleşme
7 mayıs 2009-23 eylül 2009 01.52-İstanbul'un her yeri-hala sessizlik...
arada atılması gereken başka tarihler de ne yazık ki var, 2 kere de florya var...
bu bayramda da gene çok fazla yokluk çektim, bir kısmını yazacağım ama onlar da yarına kalsın...
bir bayram daha bitti, bundan sonra hep iyi, mutlu, huzurlu bayramlar olsun, herkes için...
hala nedensizce buruk bayram çocuğu
egi
23 Eylül 2009 Çarşamba
29 Ağustos 2009 Cumartesi
ramazan pidesi kuyruğu mutluluğu...
herşeye rağmen hayat devam ediyor, hayat kaldığı yerden...
Yeniden yazma gücü buldum kendimde, yeniden hayata olumlu bakmaya çalışmacaya döndüm, bir çok yazı geçti aklımdan, ama anca şimdi başladım yeniden...
Hayat bazen çok tatsız bazen ufak şeylerle bile yaşama sevinci ile dolunabiliyor. Senelerin adi pollysiyim, olumsuzluklara, kayıplara, gidişlere rağmen yeniden adi pollyliğe dönüyorum. Üzüntüler, sıkıntılar, ağlamalar, sızlamalar hiç bir şeyi değiştirmiyor, bari şurda bir nefes sonrasını bilmediğimiz hayattan tat almaya çalışalım, mutlu olalım, mutlu edelim diyorum. Sağlığımız yerinde mi, çevrem sevdiğim insanlarla dolu mu, ihtiyacım olduğunda yanımda olan çokça dostlarım var mı, iyi kötü bir işim var mı bunlarla yetinmeye bakmalı, mutlu olmalı. İşte bunlar var diye mutluyum, hayattayım mutluyum.
Gelelim başlığın manasına; ramazanın ilk gününden beri anneme pideyi ben alayım mı diyip duruyordum, en sonunda ramazanın 3. gününde bu göreve ulaşabildim. İş çıkışı fırına gittim, baktım kuyruk var, içimi nasıl bir mutluluk doldurdu inanamazsınız, sonra o ramazan pidesinin muhteşem kokusu karşıladı beni, o kuyruk ve o koku beni (çok klasik olacak ama) eski ramazanlara götürdü. Fındıkzade'me götürdü beni, ablamın elinden tutup Hacıbayramoğlu Ekmek Fırını'nın önünde beklediğimiz sokağın başına kadar olan kuyruğa götürdü, çocukluğuma götürdü... Eskileri hatırlamak insana hem büyük bir hüzün hem de büyük bir mutluluk veriyor, huzur duydum o kuyrukta, o kokuyla... Kuyrukta öyle bir sırıtışla bekliyordum ki eminim çevreden biri fark ettiyse deli mi ne demiştir. Evet deliyim, küçük şeylerden mutlu olmak delilikse mutluyum, hem de çok...
Artık hayatı daha umursamaz yaşamaya karar verdim, önüme ne çıkarsa yaşıyorum, ince eleyip sık dokumuyorum, kriterleri uzaklaştırıyorum hayatımdan, kendime ve çevreme zarar vermeden yaşıyorum hayatı, biraz kaderci oldum şu aralar galiba, bu kadar da hırssız olmamalı mı acaba onu da bilmiyorum ama ne doğru ne yanlış diye düşünmekten bıktım, içimden nasıl geliyorsa öyle devam ediyorum, hiç bir şey için, hiç kimse için üzülmeye, sıkılmaya değmez...
Özetle yeniden herşeye rağmen hayat güzeldir günleri başladı, haydi yaşayalım doya doya...
yeniden adi polly
egi
Yeniden yazma gücü buldum kendimde, yeniden hayata olumlu bakmaya çalışmacaya döndüm, bir çok yazı geçti aklımdan, ama anca şimdi başladım yeniden...
Hayat bazen çok tatsız bazen ufak şeylerle bile yaşama sevinci ile dolunabiliyor. Senelerin adi pollysiyim, olumsuzluklara, kayıplara, gidişlere rağmen yeniden adi pollyliğe dönüyorum. Üzüntüler, sıkıntılar, ağlamalar, sızlamalar hiç bir şeyi değiştirmiyor, bari şurda bir nefes sonrasını bilmediğimiz hayattan tat almaya çalışalım, mutlu olalım, mutlu edelim diyorum. Sağlığımız yerinde mi, çevrem sevdiğim insanlarla dolu mu, ihtiyacım olduğunda yanımda olan çokça dostlarım var mı, iyi kötü bir işim var mı bunlarla yetinmeye bakmalı, mutlu olmalı. İşte bunlar var diye mutluyum, hayattayım mutluyum.
Gelelim başlığın manasına; ramazanın ilk gününden beri anneme pideyi ben alayım mı diyip duruyordum, en sonunda ramazanın 3. gününde bu göreve ulaşabildim. İş çıkışı fırına gittim, baktım kuyruk var, içimi nasıl bir mutluluk doldurdu inanamazsınız, sonra o ramazan pidesinin muhteşem kokusu karşıladı beni, o kuyruk ve o koku beni (çok klasik olacak ama) eski ramazanlara götürdü. Fındıkzade'me götürdü beni, ablamın elinden tutup Hacıbayramoğlu Ekmek Fırını'nın önünde beklediğimiz sokağın başına kadar olan kuyruğa götürdü, çocukluğuma götürdü... Eskileri hatırlamak insana hem büyük bir hüzün hem de büyük bir mutluluk veriyor, huzur duydum o kuyrukta, o kokuyla... Kuyrukta öyle bir sırıtışla bekliyordum ki eminim çevreden biri fark ettiyse deli mi ne demiştir. Evet deliyim, küçük şeylerden mutlu olmak delilikse mutluyum, hem de çok...
Artık hayatı daha umursamaz yaşamaya karar verdim, önüme ne çıkarsa yaşıyorum, ince eleyip sık dokumuyorum, kriterleri uzaklaştırıyorum hayatımdan, kendime ve çevreme zarar vermeden yaşıyorum hayatı, biraz kaderci oldum şu aralar galiba, bu kadar da hırssız olmamalı mı acaba onu da bilmiyorum ama ne doğru ne yanlış diye düşünmekten bıktım, içimden nasıl geliyorsa öyle devam ediyorum, hiç bir şey için, hiç kimse için üzülmeye, sıkılmaya değmez...
Özetle yeniden herşeye rağmen hayat güzeldir günleri başladı, haydi yaşayalım doya doya...
yeniden adi polly
egi
8 Haziran 2009 Pazartesi
ilk defa...
ilk defa deniz huzur vermedi bana...
ilk defa denizi görmek acıttı beni...
ilk defa dolunayı sevmedim...
ilk defa mehtabı görmek istemedim...
ilk defa böyle acılı bir kalabalık gördüm...
ilk defa bu kadar çok acılı yüz gördüm...
ilk defa böyle çok gözyaşını bir arada gördüm...
ilk defa kalabalıklar içinde hüngür hüngür ağladım...
ilk ve son defa olur inşallah...
ilk defa denizi görmek acıttı beni...
ilk defa dolunayı sevmedim...
ilk defa mehtabı görmek istemedim...
ilk defa böyle acılı bir kalabalık gördüm...
ilk defa bu kadar çok acılı yüz gördüm...
ilk defa böyle çok gözyaşını bir arada gördüm...
ilk defa kalabalıklar içinde hüngür hüngür ağladım...
ilk ve son defa olur inşallah...
7 Haziran 2009 Pazar
ahhh hayaat ahhh!!!
iki yazı üst üste güzel şeyler yazmak mümkün değil mi bu hayatta???
çok mu ara veriyorum iki yazı arasında???
güzel şeyleri yazmayı atlayıp, kötü bir şey olunca gene soluğu cümlelerin içinde alıyorum???
ertelemek! hep düştüğümüz hata bu değil mi ertelemek!
küçük mutlulukları yazmayı ertelemek, kocca kötülükler olunca yazmak istemek, yazıya sığınmak, yazıda çığlıklar atmak!
gün içinde küçük şeylere mutlu oluyorum, diyorum yazayım, mutluluğumu ölümsüzleştireyim satırlarla, ama sonra işte o lanet olasıca ertelemek!
son yazımda Kübra ile yaptığım telefon konuşmasından bahsetmiştim, o kadar acılarına rağmen hep daha iyiyim diyebilen Kübra'dan...
meğer o konuşma aramızdaki son konuşmaymış...
mucize olmayacakmış, hayat tüüüm acımazsızlığı ile devam edecekmiş, bir eksikle...
dün bir eve bir ateş düştü ki acısı kaç evde duyuldu...
o ateş nasıl söner bilmiyorum ama Allah geride kalanlara sabır versin demekten başka çare yok... ne ağlamak, ne bağırmak, ne ağıtlar yokluğunun acısını dindirir, ne de geri getirir...
böyle acılar insanın yüzüne öyyle bir tokat patlatıyor ki...
nelere kızıyoruz, nelere üzülüyoruz, neleri kendimize dert ediyoruz, kimlere değer veriyoruz, ardından gözyaşı döküyoruz, oysa hayat o kadar kısa ki, o kadar değersiz ki her anın tadını çıkarmak lazım, her anı olduğu gibi yaşamak, geriye bakmamak, ilerisi için kaygılanmamak lazım..
Kübra, üniversitede okuyan kuzenine ne oluur ders çalışma demiş son gece, illa A ile geçme, C ile geçsen de olur, hayatı kaçırma, kendini hırpalama demiş...
bazen kendimizi hayata çok kaptırıyoruz, hırs yapıyoruz, hiiiiç gerek yok, önümüze ne gelirse o dur yaşayabildiğimiz, yaşadığımız...
kötü
egi
çok mu ara veriyorum iki yazı arasında???
güzel şeyleri yazmayı atlayıp, kötü bir şey olunca gene soluğu cümlelerin içinde alıyorum???
ertelemek! hep düştüğümüz hata bu değil mi ertelemek!
küçük mutlulukları yazmayı ertelemek, kocca kötülükler olunca yazmak istemek, yazıya sığınmak, yazıda çığlıklar atmak!
gün içinde küçük şeylere mutlu oluyorum, diyorum yazayım, mutluluğumu ölümsüzleştireyim satırlarla, ama sonra işte o lanet olasıca ertelemek!
son yazımda Kübra ile yaptığım telefon konuşmasından bahsetmiştim, o kadar acılarına rağmen hep daha iyiyim diyebilen Kübra'dan...
meğer o konuşma aramızdaki son konuşmaymış...
mucize olmayacakmış, hayat tüüüm acımazsızlığı ile devam edecekmiş, bir eksikle...
dün bir eve bir ateş düştü ki acısı kaç evde duyuldu...
o ateş nasıl söner bilmiyorum ama Allah geride kalanlara sabır versin demekten başka çare yok... ne ağlamak, ne bağırmak, ne ağıtlar yokluğunun acısını dindirir, ne de geri getirir...
böyle acılar insanın yüzüne öyyle bir tokat patlatıyor ki...
nelere kızıyoruz, nelere üzülüyoruz, neleri kendimize dert ediyoruz, kimlere değer veriyoruz, ardından gözyaşı döküyoruz, oysa hayat o kadar kısa ki, o kadar değersiz ki her anın tadını çıkarmak lazım, her anı olduğu gibi yaşamak, geriye bakmamak, ilerisi için kaygılanmamak lazım..
Kübra, üniversitede okuyan kuzenine ne oluur ders çalışma demiş son gece, illa A ile geçme, C ile geçsen de olur, hayatı kaçırma, kendini hırpalama demiş...
bazen kendimizi hayata çok kaptırıyoruz, hırs yapıyoruz, hiiiiç gerek yok, önümüze ne gelirse o dur yaşayabildiğimiz, yaşadığımız...
kötü
egi
22 Mayıs 2009 Cuma
yeniden herşeye rağmen hayat güzeldir moduna doğru...
adi polly dönmeli, dönüyor, dönmekte :)
dün can bebek geldi dünyaya... hayatta bir yenilik, hayatın devamlılığını gösteren en güzel olaylardan biri; doğum...korkunç bir acı sonrasında, ağrılarla, sancılarla, çığlıklarla, bu acıya neden olan şeye, insanın kendinden bir parça olan, sevdiği adamdan bir parça olan o el kadar yavruya bakarken gözünden akan sevinç gözyaşları, hayatının bir tanesi haline gelmesi... o anne ile bebeğinin ilk anları, tanışmaları, her kesin heyecanı... doğumhane kapısında doktorun parmağı ile ok işareti yapması, içerden bebek ağlama sesiyle kapıdakilerin dağılması...
işte hayata dönüş...
dün güne başlarken güzel rüyalar görerek girdim, çok güzel bir gün geçirdim, taze halacık esracımla, öziyle, özgecikle keyifli bir kahve molası verdim, kendim için bir gün geçirdim, sevdiklerimle bir gün geçirdim, akşamına teyzesinin hep söylediği gibi tatil gününe yetişti Can'ımız... hoşgeldi, iyi ki geldi...
bugün sabah mesaim erken başladı, dünkü güzel yorgunluğun üzerine zor bir sabahtı, ama akşama varmayı beklemek güzeldi, 1 saat erken çıkacak olmanın verdiği mutlulukla..
adi polly geri dönüyor, küçük şeylerle mutlu oluyor:) hava güzeldi, yürüyüş yapmalı dedim, her yürüyüşte farklı, bilinmeyen yollar denemek gerek diyenlerdenim. bugün de öyle yaptım, yeni bir yoldan gittim, yol 2 katlı villalar vardı, kapılarından güller sarkıyordu renk renk, hanımeli çiçekleri açmıştı misss kokular saçıyorlardı, nasıııl güzel bir kokuydu, çocukluk günlerinden kalma bir koku... bir hanımeli aldım elime yol boyu koklaya koklaya yürüdüm, eski fındıkzade günlerine döndüm, arka bahçede daha doğrusu otoparkın duvarında vardı hanımeli, çocuklarla koparıp özünü yerdik, ama bugün elimde o kadar çok oynadım ki özü gitmişti ama çok güzel bir histi o kokular içinde yürümek, o kokuları içime çekmek...
Şükrettim, bu yürüyüşü yapacak sağlığa sahip olduğum için, kokuları alabildiğim için, kendi kendime yürümekten de keyif alabildiğim için, kimseye muhtaç olmadığım için...
bu arada kulağımda da gene manga vardı, şarkıları yeniden dinleyebiliyorum, o gücü de buldum kendimde, şarkıların bir suçu yok ki yaşananlarda, yaşananlara neden olan zaten kendi kendini çıkardı hayatımdan, şarkılarım bana kaldı, artık bir önemi yok, silindiysem, silinmişim, hayat devam ediyor...
yolda Kübra aradı beni, sesi biraz daha iyi geliyordu, sen aradığın zamanlarda kendimi iyi hissettiğim zamanlara denk geliyor, konuşabiliyorum, seviniyorum dedi... her gün arayayım dedim, keşke her an arasam seni o anların hepsinde iyi olsan, en iyi olsan, bütün kötülükler def olsa hayatından...
Bir mucize istiyorum, hayat gerçekten güzelliğini göstersin, herkes için devamlılığı olsun...
Sonra gene eskilerden sevilen bir sesi aradım, dertleştik, özlemişiz Selma Ablamızla birbirimizi, en kısa zamanda görüşmeyi diledik..
Güzel günler, güzel zamanlar olacak, inanmak ve istemek lazım, üzüntünün, kederin kimseye faydası yok, gülmek en güzeli, yaşamak en güzeli, anlayacağınız adi polly'den yeniden merhaba...
:))
adi polly
egi
dün can bebek geldi dünyaya... hayatta bir yenilik, hayatın devamlılığını gösteren en güzel olaylardan biri; doğum...korkunç bir acı sonrasında, ağrılarla, sancılarla, çığlıklarla, bu acıya neden olan şeye, insanın kendinden bir parça olan, sevdiği adamdan bir parça olan o el kadar yavruya bakarken gözünden akan sevinç gözyaşları, hayatının bir tanesi haline gelmesi... o anne ile bebeğinin ilk anları, tanışmaları, her kesin heyecanı... doğumhane kapısında doktorun parmağı ile ok işareti yapması, içerden bebek ağlama sesiyle kapıdakilerin dağılması...
işte hayata dönüş...
dün güne başlarken güzel rüyalar görerek girdim, çok güzel bir gün geçirdim, taze halacık esracımla, öziyle, özgecikle keyifli bir kahve molası verdim, kendim için bir gün geçirdim, sevdiklerimle bir gün geçirdim, akşamına teyzesinin hep söylediği gibi tatil gününe yetişti Can'ımız... hoşgeldi, iyi ki geldi...
bugün sabah mesaim erken başladı, dünkü güzel yorgunluğun üzerine zor bir sabahtı, ama akşama varmayı beklemek güzeldi, 1 saat erken çıkacak olmanın verdiği mutlulukla..
adi polly geri dönüyor, küçük şeylerle mutlu oluyor:) hava güzeldi, yürüyüş yapmalı dedim, her yürüyüşte farklı, bilinmeyen yollar denemek gerek diyenlerdenim. bugün de öyle yaptım, yeni bir yoldan gittim, yol 2 katlı villalar vardı, kapılarından güller sarkıyordu renk renk, hanımeli çiçekleri açmıştı misss kokular saçıyorlardı, nasıııl güzel bir kokuydu, çocukluk günlerinden kalma bir koku... bir hanımeli aldım elime yol boyu koklaya koklaya yürüdüm, eski fındıkzade günlerine döndüm, arka bahçede daha doğrusu otoparkın duvarında vardı hanımeli, çocuklarla koparıp özünü yerdik, ama bugün elimde o kadar çok oynadım ki özü gitmişti ama çok güzel bir histi o kokular içinde yürümek, o kokuları içime çekmek...
Şükrettim, bu yürüyüşü yapacak sağlığa sahip olduğum için, kokuları alabildiğim için, kendi kendime yürümekten de keyif alabildiğim için, kimseye muhtaç olmadığım için...
bu arada kulağımda da gene manga vardı, şarkıları yeniden dinleyebiliyorum, o gücü de buldum kendimde, şarkıların bir suçu yok ki yaşananlarda, yaşananlara neden olan zaten kendi kendini çıkardı hayatımdan, şarkılarım bana kaldı, artık bir önemi yok, silindiysem, silinmişim, hayat devam ediyor...
yolda Kübra aradı beni, sesi biraz daha iyi geliyordu, sen aradığın zamanlarda kendimi iyi hissettiğim zamanlara denk geliyor, konuşabiliyorum, seviniyorum dedi... her gün arayayım dedim, keşke her an arasam seni o anların hepsinde iyi olsan, en iyi olsan, bütün kötülükler def olsa hayatından...
Bir mucize istiyorum, hayat gerçekten güzelliğini göstersin, herkes için devamlılığı olsun...
Sonra gene eskilerden sevilen bir sesi aradım, dertleştik, özlemişiz Selma Ablamızla birbirimizi, en kısa zamanda görüşmeyi diledik..
Güzel günler, güzel zamanlar olacak, inanmak ve istemek lazım, üzüntünün, kederin kimseye faydası yok, gülmek en güzeli, yaşamak en güzeli, anlayacağınız adi polly'den yeniden merhaba...
:))
adi polly
egi
18 Mayıs 2009 Pazartesi
zamana, hayata dair...
"Öyle bir an gelirki ;
Doğduğun an sebebi belirsiz bir mutluluk yaşar etrafındaki tüm insanlar
Oysa sen ağlarsın umarsızca daha önce de yaşamışcasına
Hayata başladığın an sona attığın ilk adımdı bunun herkes farkındaydı
çünkü zaman çok acımasızdı ....
Geçen her saniye arkasına bakmadan senden uzaklaştı
Yakalamak imkansızdı ....
insanoğlunun kaderi ise zamanın gerisinde kalmaktı ....
ÇOK GEÇ KALDI ....
Sözün bittiği yerde kafana balyoz gibi inen şey
bir akrep ve yelkovan kadar yakındı
Herkes bile bile umursamaz bir tavır takındı
kimse zamanın sessiz nefesine aldırmadı
ardından kaçınılmaz sona varıldı
İnsanoğlunun kaderi kaybedilenin ardından pişmanlıklar yaşamaktı ....
BÜYÜK KAYIPLAR YAŞANDI ....
Senin için umutlar beslendi ,güzel hayaller ekildi dünya tarlasına
Gün geldi dolu vurdu umutları gün geldi güneş kuruttu
Büyümek en zorunlu yarış ve en sonsuz ızdırap oldu .
Ama unutulan birşey vardı ;
Herşey büyümek değildi bunun farkına çok geç varıldı .
Hayat ölümcül bir hastalıktı ...
İnsanoğlunun kaderi ise daha doğduğu anda bu hastalığa yakalanmaktı ....
SON EN BAŞTAN HAZIRDI ....
DİDAR AYDIN"
Arkadaşıma sayfa açamadık ama benim sayfamdan yayınlama hakkı aldım, artık ilerde kitabı çıkarsa telif hakkını ödeyeceğim :))
Ellerine sağlık gene arkadaşımın, okuyanların da beğenisine sunulur (tabii okuyucum varsa :)))
zamanla başı dertli
egi
Doğduğun an sebebi belirsiz bir mutluluk yaşar etrafındaki tüm insanlar
Oysa sen ağlarsın umarsızca daha önce de yaşamışcasına
Hayata başladığın an sona attığın ilk adımdı bunun herkes farkındaydı
çünkü zaman çok acımasızdı ....
Geçen her saniye arkasına bakmadan senden uzaklaştı
Yakalamak imkansızdı ....
insanoğlunun kaderi ise zamanın gerisinde kalmaktı ....
ÇOK GEÇ KALDI ....
Sözün bittiği yerde kafana balyoz gibi inen şey
bir akrep ve yelkovan kadar yakındı
Herkes bile bile umursamaz bir tavır takındı
kimse zamanın sessiz nefesine aldırmadı
ardından kaçınılmaz sona varıldı
İnsanoğlunun kaderi kaybedilenin ardından pişmanlıklar yaşamaktı ....
BÜYÜK KAYIPLAR YAŞANDI ....
Senin için umutlar beslendi ,güzel hayaller ekildi dünya tarlasına
Gün geldi dolu vurdu umutları gün geldi güneş kuruttu
Büyümek en zorunlu yarış ve en sonsuz ızdırap oldu .
Ama unutulan birşey vardı ;
Herşey büyümek değildi bunun farkına çok geç varıldı .
Hayat ölümcül bir hastalıktı ...
İnsanoğlunun kaderi ise daha doğduğu anda bu hastalığa yakalanmaktı ....
SON EN BAŞTAN HAZIRDI ....
DİDAR AYDIN"
Arkadaşıma sayfa açamadık ama benim sayfamdan yayınlama hakkı aldım, artık ilerde kitabı çıkarsa telif hakkını ödeyeceğim :))
Ellerine sağlık gene arkadaşımın, okuyanların da beğenisine sunulur (tabii okuyucum varsa :)))
zamanla başı dertli
egi
17 Mayıs 2009 Pazar
sıkıldım...
sıkıldım beklemekten...
sıkıldım cevapsızlıktan...
sıkıldım bencilliklerden...
sıkıldım sessizlikten...
sıkıldım boş bakmalardan...
sıkıldım konuşamamaktan...
sıkıldım iletişimsizlikten...
sıkıldım rutinden...
sıkıldım kurallardan...
sıkıldım düşüncesizlikten...
sıkıldım tutarsızlıktan...
sıkıldım sonuçsuzluktan...
sıkıldım boşluklardan...
sıkıldım duygusuzluktan...
sıkıldım sevgisizlikten...
sıkıldım ilgisizlikten...
sıkıldım umursamazlıktan...
sıkıldım görmemezlikten...
sıkıldım körlükten...
sıkıldım sağırlıktan...
sıkıldım zamansızlıktan...
sıkıldım yazışamamaktan...
sıkıldım aranmamaktan...
sıkıldım ondan, bundan, şundan,
onsuzluktan...
sıkkın
egi
sıkıldım cevapsızlıktan...
sıkıldım bencilliklerden...
sıkıldım sessizlikten...
sıkıldım boş bakmalardan...
sıkıldım konuşamamaktan...
sıkıldım iletişimsizlikten...
sıkıldım rutinden...
sıkıldım kurallardan...
sıkıldım düşüncesizlikten...
sıkıldım tutarsızlıktan...
sıkıldım sonuçsuzluktan...
sıkıldım boşluklardan...
sıkıldım duygusuzluktan...
sıkıldım sevgisizlikten...
sıkıldım ilgisizlikten...
sıkıldım umursamazlıktan...
sıkıldım görmemezlikten...
sıkıldım körlükten...
sıkıldım sağırlıktan...
sıkıldım zamansızlıktan...
sıkıldım yazışamamaktan...
sıkıldım aranmamaktan...
sıkıldım ondan, bundan, şundan,
onsuzluktan...
sıkkın
egi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)