Hafta nerede başlar nerede biter? peki hayat nerede başlar, nerede biter? çok mu felsefik bir giriş oldu, ama bu sabah biraz bu haldeydim, hatta nasılsın diye soran birine de iyilik nedir, sadece sağlık mıdır, sadece insanın bir işinin olması mıdır, nedir diye sordum. o da çok mu felsefe kitabı okuyorsun dedi, acaba kitap okumaya zamanım olmaması bu halde olmam için bir sebep olabilir mi? bu arada sabah mesai başında yazmaya başladığım yazıyı mesai bitimine yakın devamını getirebildiğimi söylersem ne dersiniz? yazıdan çok sorulara dönüşen bir yazılı sınav gibi oldu, peki cevaplar nerde? dün geceden beri o kadar çok cevapsız soru oluştu ki kafamda, sayısını bilmiyorum.. gerçi belki de sorularımın cevapları çok açık ve ortada ve beni karıştıran, dağıtan da bu oldu dün geceden beri.. offf offf neden ara ara böyle oluyor insan, neden bu kadar çok karışıyor, neden bu kadar dağılıyor, hayat neden bu kadar zor, neden her şey açık, net ve her şey karşılıklı yaşanılabilir değil??? karşılıklı bir şey yaşamak bu kadar mı zor? hep sürünmek mi gerekiyor? hep üzülmek mi? hep acı çekmek mi düşüyor bana? neden insanlar saplatılarından kurtulamıyorlar ve neden önlerindeki mutluluğu göremiyorlar.. peki bir önceki cümleyi yazan ben neden bir şeyleri saplantı haline getiriyorum? üzerine daha önce de yazdığım "özledim but it is ok" diyemiyorum, ki özledim bile diyemiyorum, başkası için söylenen özledimler beni benden alıp, dağıtıyor? neden doğru kişiler doğru kişileri özleyemiyor bu dünyada bir türlü??? cevap istiyorum, cevap..
..ya da hayat istiyorum, ya da karşılık istiyorum ya da mutluluk istiyorum, hepsi aynı kapıya çıkıyor, ama bu kapı nerde? ben neden bir türlü bu kapının anahtarını bulamıyorum da hep deliğe gözümü dayayıp acı çekiyorum?? peki benim elimdeki anahtarların doğru deliği nerde? anahtar değiş tokuşu yapma şansı yok mu???
bir kaç soru daha..
ben hayatta nerdeyim? isteyenin istediği zaman ulaşabilieceği bir noktada olmak iyi bir şey mi yoksa kötü mü? ulaşılabilir olunca senin hep el altında olacağını düşünüp sana daha mı az değer verirler? birine hakettiğinden fazla değer verirsen bu onun gözünde değerinin düşmesine mi neden olur? bu gibi durumlarla karşılaşmamak için değer mi vermicez kimseye?? peki değer görmek için ne yapmalı? insanlara kötü mü davranmalı??
insan yaşamında dönemler vardır.. kime neye ne hissedeceğini ne yapacağını bilemez..
ben şu anda o dönemdeyim..
istediğim kişiye, kişilere istediğim gibi DEĞER VERMEK, VERDİĞİM DEĞERİ GÖSTERMEK, SÖYLEMEK İS-Tİ-YO-RUUUM!
ama sonrasında da KARŞILIK İS-Tİ-YO-RUUUM, DEĞER GÖRMEK İS-Tİ-YO-RUM, HAYATINDA YER İS-Tİ-YO-RUM, yokluğumda EKSİKLİK OLMASINI İS-Tİ-YO-RUM!
çok mu şey soruyor ve çok mu şey istiyorum bilmiyorum???
sorgu, sual.. egi..
27 Nisan 2009 Pazartesi
2 Nisan 2009 Perşembe
sevinç gözyaşı...
Fala inanmayıp, falsız kalmayan, her kahveden sonra fal kapatan neredeyse herkesin falında görünür 1-2 damla sevinç gözyaşı. Ben de o fal meraklılarındanım ve her gün kahvemi içer, falımı kapatırım. Genelde çevremde de benim gibi faldan hiç bir şey anlamayanlar olur ve illa sevinç gözyaşlarını görürüz :)
Bu defa benim falım çıktı, ben o sevinç gözyaşının ne anlama geldiğini bir kez daha anladım ve yanağımdan süzülürken işte bu dedim, bu o hep bahsi geçen sevinç gözyaşım...
1 Nisan Güneşciğimin de dediği gibi şakayla değil şansıyla geldi, umarım nisan ayı ile başlayan güzel değişiklikler olur hepimizin hayatında. Bu hafta zaten bana güzel başlamıştı, işkurdan ne zamandır beklediğim sonuç çıktı ve az da olsa elime para geçeceği haberini aldım. Salı günü çook güzel bir gün geçirdim, gülhanede mis kokuların arasında güzel bir yürüyüş, sonra Edacıkla geçen bir kaç güzel saat. Bu sabahsa uzuuun zamandır duymak istediğim telefonu aldım sonunda. 2-2 buçuk aydır işsiz olabilrim, ama bundan daha aylar öncesinden başlamış olan iş yok iş yok stresi sayesinde iş konusu daha doğrusu işsizlik konusu hayatımın merkezine oturmuş bir sıkıntı idi. Ta kii bu sabah 9 buçukta telefonum titreşinceye kadar...
Bu benim hayatımın işi olmayabilir, heeep hayallerimi kurduğum iş olmayabilir, yapmayı bildiğim iş olmayabilir ama benim şu anda ihtiyacım olan ve istediğim sadece bir "iş"ti. İşte o da bu telefonun ucundaydı...
Hem benim çok inandığım bir şey var, ben şimdiye kadar hep önüme çıkanla yetindim, mutlu oldum, beni mutlu eden bu oldu. İşte bu da onlardan biri olacak. Benim yeni yolum bu olacak ve ben bunda mutluluğu arayacağım. Bir de şöyle bir yanı var bu olayın, hani büyük konuştuğun başına gelir denir ya, ben işle ilgili ne zaman büyük konuşsam, bunu yapmam şunu yapmam dersem direkt o oluyor. Bundan önce aile ile çalışmam diyordum, kuzenlerle çalıştım 2 sene, işler yürüseydi hala birlikte olurduk, benden satışçı olmaz, derdim, işte şimdi de satışçı oluyorum... Pardon "müşteri danışmanı" :)
Evet yeni işim bu, daire satacağım, bakalım nasıl olacak. Her ne, nasıl olacaksa olsun hayırlısı olsun diyip durdum, diyip duruyorum. Bugün işe giderken yolda Allah'a yalvardım, burda çalışmak hakkımda hayırsız ise bi engel çıksın ve ben gidemeyeyim dedim, ama gittim de geldim de çok şükür :))
Aaa bu arada sevinç gözyaşı hadisesini anlatacaktım;
Yeni iş yerime gittim, 1-2 saat görüştükten sonra bugün git evrakını hazırla yarın işe başlarsın dediler, ben de bu vesile ile postaneye de uğrayıp işsizlik ödeneğimi de alayım dedim, postanenin kapanmasını yarım saat kala varabildim, kuyruk olmasına rağmen işimi çabucak hallettim, ordan çıkıp muhtara doğru giderken kulağımda kulaklıkla radyo dinliyordum,, şarkı da "bir sevmek bin defaaa ölmek demekmiş, biin defa ölüpteee ölememekmiş..." diyordu. Bu şarkının konumuzla hiç bir ilgisi yok ama o anda öyle bir duygu taşması yaşadım ki, çok şükür dedim, elime biraz para geçti, yeni bir işim oldu, artık her şey yavaş yavaş yoluna girmeye başlayacak, sabah işe alındığım haberini yaydığım canlarımın hepsi bana mutluluklarını sevinçlerini o kadar güzel yansıttılar ki... Çoğu kendim bulmuş gibi sevindim dedi coşkuyla, kendimi o kadar şanslı hissettim ki, o kadar sevenim varmış ki dedim, kiminle konuşsam öyle bir enerji gönderdiler ki bana, duyduğum mutluluğu anlatamam, bunu anlatmanın en iyi yolu şu anda da bunları yazarken dökülen o SEVİNÇ GÖZYAŞLARIM...
sevinç gözyaşlı
egi
Bu defa benim falım çıktı, ben o sevinç gözyaşının ne anlama geldiğini bir kez daha anladım ve yanağımdan süzülürken işte bu dedim, bu o hep bahsi geçen sevinç gözyaşım...
1 Nisan Güneşciğimin de dediği gibi şakayla değil şansıyla geldi, umarım nisan ayı ile başlayan güzel değişiklikler olur hepimizin hayatında. Bu hafta zaten bana güzel başlamıştı, işkurdan ne zamandır beklediğim sonuç çıktı ve az da olsa elime para geçeceği haberini aldım. Salı günü çook güzel bir gün geçirdim, gülhanede mis kokuların arasında güzel bir yürüyüş, sonra Edacıkla geçen bir kaç güzel saat. Bu sabahsa uzuuun zamandır duymak istediğim telefonu aldım sonunda. 2-2 buçuk aydır işsiz olabilrim, ama bundan daha aylar öncesinden başlamış olan iş yok iş yok stresi sayesinde iş konusu daha doğrusu işsizlik konusu hayatımın merkezine oturmuş bir sıkıntı idi. Ta kii bu sabah 9 buçukta telefonum titreşinceye kadar...
Bu benim hayatımın işi olmayabilir, heeep hayallerimi kurduğum iş olmayabilir, yapmayı bildiğim iş olmayabilir ama benim şu anda ihtiyacım olan ve istediğim sadece bir "iş"ti. İşte o da bu telefonun ucundaydı...
Hem benim çok inandığım bir şey var, ben şimdiye kadar hep önüme çıkanla yetindim, mutlu oldum, beni mutlu eden bu oldu. İşte bu da onlardan biri olacak. Benim yeni yolum bu olacak ve ben bunda mutluluğu arayacağım. Bir de şöyle bir yanı var bu olayın, hani büyük konuştuğun başına gelir denir ya, ben işle ilgili ne zaman büyük konuşsam, bunu yapmam şunu yapmam dersem direkt o oluyor. Bundan önce aile ile çalışmam diyordum, kuzenlerle çalıştım 2 sene, işler yürüseydi hala birlikte olurduk, benden satışçı olmaz, derdim, işte şimdi de satışçı oluyorum... Pardon "müşteri danışmanı" :)
Evet yeni işim bu, daire satacağım, bakalım nasıl olacak. Her ne, nasıl olacaksa olsun hayırlısı olsun diyip durdum, diyip duruyorum. Bugün işe giderken yolda Allah'a yalvardım, burda çalışmak hakkımda hayırsız ise bi engel çıksın ve ben gidemeyeyim dedim, ama gittim de geldim de çok şükür :))
Aaa bu arada sevinç gözyaşı hadisesini anlatacaktım;
Yeni iş yerime gittim, 1-2 saat görüştükten sonra bugün git evrakını hazırla yarın işe başlarsın dediler, ben de bu vesile ile postaneye de uğrayıp işsizlik ödeneğimi de alayım dedim, postanenin kapanmasını yarım saat kala varabildim, kuyruk olmasına rağmen işimi çabucak hallettim, ordan çıkıp muhtara doğru giderken kulağımda kulaklıkla radyo dinliyordum,, şarkı da "bir sevmek bin defaaa ölmek demekmiş, biin defa ölüpteee ölememekmiş..." diyordu. Bu şarkının konumuzla hiç bir ilgisi yok ama o anda öyle bir duygu taşması yaşadım ki, çok şükür dedim, elime biraz para geçti, yeni bir işim oldu, artık her şey yavaş yavaş yoluna girmeye başlayacak, sabah işe alındığım haberini yaydığım canlarımın hepsi bana mutluluklarını sevinçlerini o kadar güzel yansıttılar ki... Çoğu kendim bulmuş gibi sevindim dedi coşkuyla, kendimi o kadar şanslı hissettim ki, o kadar sevenim varmış ki dedim, kiminle konuşsam öyle bir enerji gönderdiler ki bana, duyduğum mutluluğu anlatamam, bunu anlatmanın en iyi yolu şu anda da bunları yazarken dökülen o SEVİNÇ GÖZYAŞLARIM...
sevinç gözyaşlı
egi
30 Mart 2009 Pazartesi
her bir şeyden...
Yazmak için aynı anda bir çok şey geçti aklımdan, sonra da şu şarkı sözleri geldi aklıma "nasıl anlatsam, nerden başlasam..." devamında "Bodrum Bodrum" diye devam eder MFÖ'nün o muhteşem şarkısı ve buram buram yaz kokar... Bir anda yazı ne kadar çok özlediğimi hissetmeme neden oldu ve ne yazacağımı unutturdu bana :))
Daha önceki yazılarımda da aynen böyle olmadı mı bi anda her bir şey hakkında bi dünya şeyler söyledim, döktüm içimi gerek burdan gerek mercumek'ten...
Yazıya başladığım saatle şu saat arasında neredeyse 3 saat var ve şu anda saat gecenin 3 buçuğu...
Başlamışken hiç bir şey yazmadan bırakmayayım bari.
Yakınlarda beni dağıtan 2 şeyden bahsedeyim: biri, geçen hafta bir arkadaşıma gelen mesaj ve mesajın verdiği mesajın (!) beni dağıtması, mesaj:özlüyorum but it's ok. Bunu yazanı tebrik ediyorum, nasıl bir başarıdır bunu başarmak, bu başarı beni o kadar dağıttı ki yorum yaptığım cümle bile nasıl saçma sapan "nasıl bir başarıdır bunu başarmak" :)) işte ben de it's ok olan günlerin gelmesini bekliyorum. şimdilik özlüyorum but it's not ok diyebiliyorum sadece...
İkincisi de; şu ara giden herkesi dağıtan bir film "güneşi gördüm"... aynı anda o kadar çok şeyi gösterip, o kadar çok acıttı ki, o kadar çok şeyi hatırlatıp, o kadar yaraladı ki şu her açıdan bunalımlı dönemde bir bu eksikti dedirtti bana, gözlerimi şişirtti gene. aslında bu film için de başka bir yaram için özlüyorum but it's not ok diyebilirim.
Biliyorum çok anlaşılır bi yazı olmadı ama sadece bu kadarını yazabilirim, anlayacağınız şu aralar egi is not ok...
Daha önceki yazılarımda da aynen böyle olmadı mı bi anda her bir şey hakkında bi dünya şeyler söyledim, döktüm içimi gerek burdan gerek mercumek'ten...
Yazıya başladığım saatle şu saat arasında neredeyse 3 saat var ve şu anda saat gecenin 3 buçuğu...
Başlamışken hiç bir şey yazmadan bırakmayayım bari.
Yakınlarda beni dağıtan 2 şeyden bahsedeyim: biri, geçen hafta bir arkadaşıma gelen mesaj ve mesajın verdiği mesajın (!) beni dağıtması, mesaj:özlüyorum but it's ok. Bunu yazanı tebrik ediyorum, nasıl bir başarıdır bunu başarmak, bu başarı beni o kadar dağıttı ki yorum yaptığım cümle bile nasıl saçma sapan "nasıl bir başarıdır bunu başarmak" :)) işte ben de it's ok olan günlerin gelmesini bekliyorum. şimdilik özlüyorum but it's not ok diyebiliyorum sadece...
İkincisi de; şu ara giden herkesi dağıtan bir film "güneşi gördüm"... aynı anda o kadar çok şeyi gösterip, o kadar çok acıttı ki, o kadar çok şeyi hatırlatıp, o kadar yaraladı ki şu her açıdan bunalımlı dönemde bir bu eksikti dedirtti bana, gözlerimi şişirtti gene. aslında bu film için de başka bir yaram için özlüyorum but it's not ok diyebilirim.
Biliyorum çok anlaşılır bi yazı olmadı ama sadece bu kadarını yazabilirim, anlayacağınız şu aralar egi is not ok...
5 Mart 2009 Perşembe
yeni yazı...
Gene ozim dedi ben de yazıyorum:)
Çok söz dinler oldum, maaşallah :) evet geçen yazıdan bu yana neler değişti diye düşünürsek hiç bir şey değişmedi, ben gene evde, gene ev kızı...
Geçen yazıya bir göz attım öyle devam ediyorum. Geçen yazıda bir iş görüşmesine gittiğimden bahsetmişim ama ayrıntı vermemişim. Aslında iş görüşmesi bana göre iyi geçmişti, umutluydum, işi sevdim, pozisyonu sevdim, firmayı sevdim ve hatta iş görüşmesinde bir anda karşıma çıkan Emrehan Bey'i de eski iş yeri aracılığıyla ilk gördüğümde bile sevmiştim ama bunların hiç biri bana söyledikleri zamanda beni aramalarını sağlamadı.
En geç bundan 2 gün önce pazartesi aramış olmaları gerekiyordu, salı akşam mail attım ama bugün de cevap vermedi Emrehan Bey...
Şu anda elimdeki en sağlam başvuru o, herhalde ne maaş verseler başlardım, gerçi daha ne maaş teklifinden bahsediyorum, 2.görüşmeye bile çağrılmadım :(( Uzun zaman sonra ilk defa bugün babamdan para istemek zorunda kaldım ve çalışıp kendi parasını harcamaya alışan bir insan için babasından yeniden para istemek çok zor gerçekten. Hele ki onların durumunun da benden parlak olmadığını bilerek...
Gene de küçük bir umut da olsa belki ararlar diye umuyorum.
Bu arada cuma günü kamp organizatörümüz ile görüşeceğim gene iş için. Geçen tatil planımızı yaptığımızdan beri Melih'e ben de seninle çalışayım diyip duruyorum, hatta yaz tatilinin son gecesi fasıl masamızda karşımdaydı Melih. Bütün gece beynine işledim, arkadaşlarım da verdiler gazı, ama o zaman bir işim vardı...
Bir yandan o işin içinde olmak çok güzel geliyor bana, bir yandan da bugün 2009 yaz kamp programlarını inceledim. İçimi bir hüzün doldurdu, hala bir işim var olsaydı ben o programlara bakıp kendime uygun olanı seçip erken kayıt için koşturacak olurdum. Şimdi tatil gibi bir lüksüm yok ve olur da cuma günü görüşmede işime yarar diye programları inceledim. Erken kayıt indirimi ile 10 taksit bile yapıyorlar ama bu sene benim için bir önemi yok. Gerçi program içerikleri hep aynı artık, yapmadğımız bir şey kalmadığı için eski cazipliğini kaybetti aslında bir tatil olarak. Zaten hep söyleriz, hiç biri ilkinin tadını veremez. Güya bu sene yurt dışına gidecektik, belki bizim tayfa gider ama ben anca arkadalarından su dökerim, güle güle gidip, güle güle gelsinler diye...
İbiza'ya gidecektik, erkekler ayrı, kızlar ayrı hovardalık yapacaktık, güzel hayallerdi... Burda çok beceriyoruz ya hovardalığı :))
Hakikaten böyle bir dönem, hayatımdaki tüm dönemler gibi gene aşksız olarak da devam ediyor, bari o olsaydı da bir dayanağım olsaydı şu dönemde. Gerçi hayatımda hiç aşk, sevgi olmuyor değil ama ben hep yanlış insanlara, başkasına kara sevdaya tutulmuşlara, beni hiç o gözle görmeyenlere kaptırıyorum kendimi. Sonrada onlara güzin ablalık yapıyorum, bu da benim kısmetim demek ki...
Yakın zamanda iki çok sevdiğim arkadaşımdan duyduğum sözleri birleştirince ortaya şu çıkıyor; herkes kendisi için yanlış kişilerin peşinde, onlara vurgun, tutkun, aşık, ama o yanlış kişiler de kendileri için gene yanlış kişilere vurgunlar, böyle bir mutsuzluklar zinciri var, zincirdeki herkes birbirine acı veriyor, süründürüyor. İşte ben de o halkalardan biriyim herkes gibi... Gerçi benim bildiğim ve acı verdiğim kimse yok sanırım :)
Geçenlerde televizyonda eski bir diziye rastladım "Hayat Türküsü" diye... Deli bir kız vardı orda Ebru diye. Ebru dizide Cemal adında bir çocuğu seviyor, Cemal de amcasının kızına vurulmuştu adı da Hayat... Ama imkansız tabii bu aşk. Deli Ebru'nun deli cesaretiyle söylediği bi cümle çok hoşuma gitti, onu da yazmak istedim...
"- Cemaal, Hayat'a hissettiklerin var ya ben de sana..."
devamı yok, devamı gözler de "ben de sana..." ... dizinin ilerleyen bölümlerinde Cemal da mantıklı düşününce aslında o da Ebru'ya... olduğunu anlıyor. Bugün de gene deli kızın deli düğünü şeklinde olan bir bölüm vardı. Deli cesareti iyi bir şey midir acaba???
Uzun süre yazmayınca daldan dala atlayıp bi dünya şey yazıyorum.
Aaaa bi de muhasebeci amcanın referansıyla görüşeceğim bi yeminli mali müşavir amca var ki daha doğrusu dede... Onu da anlatayım sonra noktayı koyayım:)
Ben bu dede ile 3 kere falan telefonla görüştüm, güya onu İstanbul'da yakalarsam ziyaret edicem, bana iş bulacak ama ne mümkün adam Ankara'dan dönemiyor bir türlü. Ya da dönüyor ama ben yakalayamadan geri gidiyor, pes artık :) Bir de bir konuşmamız var telefonda, dedenin konuşmaya hali yok nasıl iş yapıyor bilemedim, bir sessiz sessiz konuşuyor, evet efendimler falan ayyy çalışamam öyle bi dedeyle gibi geliyor ama İstanbul'da yakalarsam ve iş verirse hayır da diyebilecek durumda olduğumu sanmıyorum...
İşte böyle bir şeyler, hayat tüm hızıyla devam ederken, ben yerimde duruyorum. Bu arada annemin sabahın 8inde olan fizik tedavisi sayesinde sabah yürüyüşlerine başladım. Annemi hastaneye bırakıyorum, 1 saat yürüyüşümü yapıyorum, annemi alıp eve geliyorum. Gerçi yarın becerebilirsek Ediyemle görüşeceğiz, Ada'ya gidelim istiyorum, onu beceremesek de Ortaköy ve hatta Bebek'e kadar yürütürüm Ediye'yi, İstanbul'umun Boğaz'ında yapmış olurum yarın ki yürüyüşümü inşallah tabii...
Plan yapmamak gerektiğini söylemiştim geçen yazımda plan yapmıyorum, hayırlı ise inşallah güzel bir geçiririz Ediyecikle, kendisi Singapur'da bir iş kabul etti, bir sene burda olmayacak :((( Umarım çook güzel günler onu bekliyordur... Çook özleyeceğim ama...
Artık uyuyayım erken kalkıyorum kaç gündür, yarın da erkenciyim. Şimdilik eginin hayatından kesitler böyle, umarım gene çok can sıkıcı yazmamışımdır, hayat herşeye rağmen güzeldir ve evet umudumuzu yitirmiyoruz, güzel günler gelecek, herşeyin hayırlısı olsun...
Hayatı bekleyen
egi
Çok söz dinler oldum, maaşallah :) evet geçen yazıdan bu yana neler değişti diye düşünürsek hiç bir şey değişmedi, ben gene evde, gene ev kızı...
Geçen yazıya bir göz attım öyle devam ediyorum. Geçen yazıda bir iş görüşmesine gittiğimden bahsetmişim ama ayrıntı vermemişim. Aslında iş görüşmesi bana göre iyi geçmişti, umutluydum, işi sevdim, pozisyonu sevdim, firmayı sevdim ve hatta iş görüşmesinde bir anda karşıma çıkan Emrehan Bey'i de eski iş yeri aracılığıyla ilk gördüğümde bile sevmiştim ama bunların hiç biri bana söyledikleri zamanda beni aramalarını sağlamadı.
En geç bundan 2 gün önce pazartesi aramış olmaları gerekiyordu, salı akşam mail attım ama bugün de cevap vermedi Emrehan Bey...
Şu anda elimdeki en sağlam başvuru o, herhalde ne maaş verseler başlardım, gerçi daha ne maaş teklifinden bahsediyorum, 2.görüşmeye bile çağrılmadım :(( Uzun zaman sonra ilk defa bugün babamdan para istemek zorunda kaldım ve çalışıp kendi parasını harcamaya alışan bir insan için babasından yeniden para istemek çok zor gerçekten. Hele ki onların durumunun da benden parlak olmadığını bilerek...
Gene de küçük bir umut da olsa belki ararlar diye umuyorum.
Bu arada cuma günü kamp organizatörümüz ile görüşeceğim gene iş için. Geçen tatil planımızı yaptığımızdan beri Melih'e ben de seninle çalışayım diyip duruyorum, hatta yaz tatilinin son gecesi fasıl masamızda karşımdaydı Melih. Bütün gece beynine işledim, arkadaşlarım da verdiler gazı, ama o zaman bir işim vardı...
Bir yandan o işin içinde olmak çok güzel geliyor bana, bir yandan da bugün 2009 yaz kamp programlarını inceledim. İçimi bir hüzün doldurdu, hala bir işim var olsaydı ben o programlara bakıp kendime uygun olanı seçip erken kayıt için koşturacak olurdum. Şimdi tatil gibi bir lüksüm yok ve olur da cuma günü görüşmede işime yarar diye programları inceledim. Erken kayıt indirimi ile 10 taksit bile yapıyorlar ama bu sene benim için bir önemi yok. Gerçi program içerikleri hep aynı artık, yapmadğımız bir şey kalmadığı için eski cazipliğini kaybetti aslında bir tatil olarak. Zaten hep söyleriz, hiç biri ilkinin tadını veremez. Güya bu sene yurt dışına gidecektik, belki bizim tayfa gider ama ben anca arkadalarından su dökerim, güle güle gidip, güle güle gelsinler diye...
İbiza'ya gidecektik, erkekler ayrı, kızlar ayrı hovardalık yapacaktık, güzel hayallerdi... Burda çok beceriyoruz ya hovardalığı :))
Hakikaten böyle bir dönem, hayatımdaki tüm dönemler gibi gene aşksız olarak da devam ediyor, bari o olsaydı da bir dayanağım olsaydı şu dönemde. Gerçi hayatımda hiç aşk, sevgi olmuyor değil ama ben hep yanlış insanlara, başkasına kara sevdaya tutulmuşlara, beni hiç o gözle görmeyenlere kaptırıyorum kendimi. Sonrada onlara güzin ablalık yapıyorum, bu da benim kısmetim demek ki...
Yakın zamanda iki çok sevdiğim arkadaşımdan duyduğum sözleri birleştirince ortaya şu çıkıyor; herkes kendisi için yanlış kişilerin peşinde, onlara vurgun, tutkun, aşık, ama o yanlış kişiler de kendileri için gene yanlış kişilere vurgunlar, böyle bir mutsuzluklar zinciri var, zincirdeki herkes birbirine acı veriyor, süründürüyor. İşte ben de o halkalardan biriyim herkes gibi... Gerçi benim bildiğim ve acı verdiğim kimse yok sanırım :)
Geçenlerde televizyonda eski bir diziye rastladım "Hayat Türküsü" diye... Deli bir kız vardı orda Ebru diye. Ebru dizide Cemal adında bir çocuğu seviyor, Cemal de amcasının kızına vurulmuştu adı da Hayat... Ama imkansız tabii bu aşk. Deli Ebru'nun deli cesaretiyle söylediği bi cümle çok hoşuma gitti, onu da yazmak istedim...
"- Cemaal, Hayat'a hissettiklerin var ya ben de sana..."
devamı yok, devamı gözler de "ben de sana..." ... dizinin ilerleyen bölümlerinde Cemal da mantıklı düşününce aslında o da Ebru'ya... olduğunu anlıyor. Bugün de gene deli kızın deli düğünü şeklinde olan bir bölüm vardı. Deli cesareti iyi bir şey midir acaba???
Uzun süre yazmayınca daldan dala atlayıp bi dünya şey yazıyorum.
Aaaa bi de muhasebeci amcanın referansıyla görüşeceğim bi yeminli mali müşavir amca var ki daha doğrusu dede... Onu da anlatayım sonra noktayı koyayım:)
Ben bu dede ile 3 kere falan telefonla görüştüm, güya onu İstanbul'da yakalarsam ziyaret edicem, bana iş bulacak ama ne mümkün adam Ankara'dan dönemiyor bir türlü. Ya da dönüyor ama ben yakalayamadan geri gidiyor, pes artık :) Bir de bir konuşmamız var telefonda, dedenin konuşmaya hali yok nasıl iş yapıyor bilemedim, bir sessiz sessiz konuşuyor, evet efendimler falan ayyy çalışamam öyle bi dedeyle gibi geliyor ama İstanbul'da yakalarsam ve iş verirse hayır da diyebilecek durumda olduğumu sanmıyorum...
İşte böyle bir şeyler, hayat tüm hızıyla devam ederken, ben yerimde duruyorum. Bu arada annemin sabahın 8inde olan fizik tedavisi sayesinde sabah yürüyüşlerine başladım. Annemi hastaneye bırakıyorum, 1 saat yürüyüşümü yapıyorum, annemi alıp eve geliyorum. Gerçi yarın becerebilirsek Ediyemle görüşeceğiz, Ada'ya gidelim istiyorum, onu beceremesek de Ortaköy ve hatta Bebek'e kadar yürütürüm Ediye'yi, İstanbul'umun Boğaz'ında yapmış olurum yarın ki yürüyüşümü inşallah tabii...
Plan yapmamak gerektiğini söylemiştim geçen yazımda plan yapmıyorum, hayırlı ise inşallah güzel bir geçiririz Ediyecikle, kendisi Singapur'da bir iş kabul etti, bir sene burda olmayacak :((( Umarım çook güzel günler onu bekliyordur... Çook özleyeceğim ama...
Artık uyuyayım erken kalkıyorum kaç gündür, yarın da erkenciyim. Şimdilik eginin hayatından kesitler böyle, umarım gene çok can sıkıcı yazmamışımdır, hayat herşeye rağmen güzeldir ve evet umudumuzu yitirmiyoruz, güzel günler gelecek, herşeyin hayırlısı olsun...
Hayatı bekleyen
egi
24 Şubat 2009 Salı
ertelememek lazım...
Az kaldı yazacağım demiştim geçen yazımda ve ertesi gün yazmayı planlamıştım. O gece saat 2 gibi yattım, sabah saat 6.30 civarı telefonum çaldı. Arayan 10 gündür anneannemin hastalığı nedeniyle Ankara'da olan annemdi...
Bir kaç saat sonra babamla Ankara'ya doğru yola çıktık...
Bütün anne tarafı akrabalarım, kuzenlerim, tanıdıklarım, tanımadıklarım herkes oradaydı. Anneannemi senelerdir gitmek istediği yere yolculadık. 5 gün sonra İstanbul'a döndük annemi de alıp. Ankara'da olduğu gibi evde de gelen giden devam etti. Dönüş yolunda annemin bel ağrısı başladığı için bugüne kadar annem yatıyordu.
Yazmadığım bu dönemde bir iş görüşmesi yaşadım aslında bunu da ayrıntılı yazmak istiyordum ama şu anda yazıya devam edesim yok ve hatta uykum geldi, sanırım bugünlük bu kadar, bu yazdıklarımın hepsi de zaten özinin bildiği şeyler yeni bir şey yok yani :))
Bazzen yazmak için çok dolu dolu oluyorum ama bugün o gün değil, görüldüğü gibi sadece yazmak için yazdım, sadece ertelememek için yazdım, yarın ne yaşayacağımızı hiç bir zaman bilmiyoruz.
Ama her zaman çook güzel şeyler yaşamak için umudumuz var ve önemli olan onu hiç kaybetmemek. Mesela bugünün güzelliği annemin doktor sonrası ayağa kalkması ve normal yaşamına dönebilmesi ve çarşamba için çok eğlendikçilerle organizasyon yapabilmiş olmak. Uzuun bir aradan sonra bir organizasyon yapmak güzel bir şey, umarım bir aksilik olmaz ve çarşamba günü hep birlikte oluruz, çok eğleniriz, herkesi çok özledim...
Şimdilik bu kadar, güzel şeyler yazmak, yaşamak dileğiyle...
Bir kaç saat sonra babamla Ankara'ya doğru yola çıktık...
Bütün anne tarafı akrabalarım, kuzenlerim, tanıdıklarım, tanımadıklarım herkes oradaydı. Anneannemi senelerdir gitmek istediği yere yolculadık. 5 gün sonra İstanbul'a döndük annemi de alıp. Ankara'da olduğu gibi evde de gelen giden devam etti. Dönüş yolunda annemin bel ağrısı başladığı için bugüne kadar annem yatıyordu.
Yazmadığım bu dönemde bir iş görüşmesi yaşadım aslında bunu da ayrıntılı yazmak istiyordum ama şu anda yazıya devam edesim yok ve hatta uykum geldi, sanırım bugünlük bu kadar, bu yazdıklarımın hepsi de zaten özinin bildiği şeyler yeni bir şey yok yani :))
Bazzen yazmak için çok dolu dolu oluyorum ama bugün o gün değil, görüldüğü gibi sadece yazmak için yazdım, sadece ertelememek için yazdım, yarın ne yaşayacağımızı hiç bir zaman bilmiyoruz.
Ama her zaman çook güzel şeyler yaşamak için umudumuz var ve önemli olan onu hiç kaybetmemek. Mesela bugünün güzelliği annemin doktor sonrası ayağa kalkması ve normal yaşamına dönebilmesi ve çarşamba için çok eğlendikçilerle organizasyon yapabilmiş olmak. Uzuun bir aradan sonra bir organizasyon yapmak güzel bir şey, umarım bir aksilik olmaz ve çarşamba günü hep birlikte oluruz, çok eğleniriz, herkesi çok özledim...
Şimdilik bu kadar, güzel şeyler yazmak, yaşamak dileğiyle...
10 Şubat 2009 Salı
az kaldı yazacağım...
Bugün bir şeyler yazmaya kararlıydım ama gene sayfa saatlerdir açık ve ben daha bir kelime yazmış değildim. Saat geç oldu, sabah erken kalkmak lazım, ben enn kısa zamanda yazacağım müjdesini vereyim sonra da inşallah yarın yazayım gene uzuuuun uzuuuun...
24 saat yetmeyen
egi
24 saat yetmeyen
egi
13 Aralık 2008 Cumartesi
bi bayramı daha bitirdik...
Bir kaç bayramdır bayramları bayram gibi hissetmediğimi hissettim. Çok karışık bi cümle oldu evet birazcık açmak lazım sanırım :) Son bir kaç bayramdır, daha bayram gelmeden hissettiğimiz o coşkuyu, sevinci yaşamadığımı, yaşayamadığımı hissttim demek istemiştim.
Bu bayram nedenini düşününce sanırım buldum. Bayram benim için Fındıkzade'de bayramdı. Hani nerede o eski bayramlar söz vardır ya ya da ahhh ahhh çocukluğumuzun bayramları sözü, insan daha 24 yaşındayken nasıl böyle hisseder? Bunun için daha erken değil mi? Tamam artık çocuk değilim ama gene yazarlardan örnek alınan bir söz olucak ama benim çocukluğum, küçüklüğüm, bayramlarım da Fındıkzade'deydi. Fındıkzade'den taşındıktan sonra hiç bir şey eskisi gibi olmuyor. Artık bayram sevinci yaşamıyorum. Belki de bu artık öğrencilik hayatımın da bitmiş olmasıyla bağlantılıdır. Çünkü öğrenciliğin bitmesi ile Fındıkzade günlerimin bitmesi aynı zamana denk geliyor. Artık çalışan bir insan olarak belki de bayramlar benim için de sadece bir dinlenme fırsatı olmuştur.
Evet gene 4 gözle bekliyorum ama daha çok uyku, daha çok kendime ayrılan zaman olarak görüyorum. Genelde sadece uyku kısmını tamamlayıp kendine zaman ayırma kısmını es geçiyorduk. Sanırım hayatımda ilk defa kendime zaman ayırdım. Kafa dinlemek için kaçtık 2 gün buralardan. Tam bir kafa dinleme miydi? Bilmiyorum ve hatta sanmıyorum çünkü 2 gün sonra gene işlerin başlayacağı, piyasanın düzelmediği gene ödemeler, müşteriler v.s. gibi sorunlar tüm hızıyla devam edeceği için ve bunlar bir türlü kafadan çıkmadığı için kafa dinlenemiyor. Bunun çözümü izin almak mı? hayır değil gene dönüşte aynı şeyler devam. İşi bırakmak mı? hayır değil bu da yeni bir dert doğurur ki iş bulmak gibi ve şu piyasa da millet 1 sene bile iş arayabiliyor? Peki o zaman ne yapmalı? Hayata aynen devam mı etmeli, önümüzde bu var diye bununla mı sürmeli? Ne kadar kafa dinlesen de dinlensen de bu soralara cevap bulamıyor insan.
Evet çook şükür sağlığımız yerinde ama hayat da bir şekilde bunlarla yürüyor...
Bu dinlence de başka şeyler de düşündüm kendimle ilgili, birilerini de düşündüm kendimle ilgili. Hayatımda bir türlü yerinin ne olduğunu bulamadığım birilerini... O belki de yerinin ne olduğunu ya da ne olmadığını çok açık ve net belirtiyor ama insan beyni ya da biz bayanların beyni o kadar farklı işliyor ki isterse en olmadık şeylerden öyle manalar çıkarıyor ve öyle başka bir hayat kuruyor ki kafasında sonra o kurduklarına kendi bile inanıyor. Bunun tersini gösteren her türlü göstergeyi elinin tersiyle itiyor, böyle bir gösterge ile karşılaşınca her karşılaştığında yara alıyor. Hayatımda değer verdiğim -ki genelde hak ettiklerinden fazla değer veririm böyle kişilere- kişilerden birini düşünüp durdum gene... Aynı iş durumları için geçerli olan sorulara benzer sorular cevaplar çıktı. Gene hiç bir sorunun cevabı yok, ya da olan cevaplar işime gelmiyor.
Evet gene aynı şeyi yazıyorum, sağlığımız yerinde ama bişiler bişiler istiyor insan, küçük değişiklikler, hayatında küçük tatlar, güzellikler...
Ya ben bu defaki yazıyı pozitif yazacaktım ama yazının başlığını attıktan sonra biriyle konuştum ve yazının gidişatını etkiledi gene üzgünüm...
En iyisi gene yazıyı burada bitirmek çünkü iyi şeyler çıkmayacak bu gece de gene başka bahara kaldı güzel yazılar.
İşte bu bayram da bitti... Nerede o çocukluğumun, Fındıkzade'min bayramları? Hayat içerisinde ben neredeyim? Kimin hayatının neresindeyim? İş hayatımda neredeyim? Sanırım hiç bir konuda istediğim yerde değilim, sadece olduğum yerdeyim, sadece buradayım...
egi bir yerde değil burda...
p.s.:tam yazıyı bitirdim önizlemeden inceliyorum, başlığı atarken aklıma ilk gelen başlığın "bana her gün bayram" olduğu aklıma geldi. hayatımız anlık olarak ne kadar çok değişiyor. ben kendimi hep deli olarak nitelendirmişimdir. böylesi belki de işime gelir zaman zaman deliye her gün bayramdır, deli ne yapsa yeridir ya hani. daha yazıya başlarken öyle bi mutluluk, deli saflığı varmış üzerimde ama bir kelime sonra, bir cümle sonra bambaşka şeyler düşünüp, bambaşka şeyler hissedebiliyor insan ne garip... bunu da yazmak istedim işte öyle...
Bu bayram nedenini düşününce sanırım buldum. Bayram benim için Fındıkzade'de bayramdı. Hani nerede o eski bayramlar söz vardır ya ya da ahhh ahhh çocukluğumuzun bayramları sözü, insan daha 24 yaşındayken nasıl böyle hisseder? Bunun için daha erken değil mi? Tamam artık çocuk değilim ama gene yazarlardan örnek alınan bir söz olucak ama benim çocukluğum, küçüklüğüm, bayramlarım da Fındıkzade'deydi. Fındıkzade'den taşındıktan sonra hiç bir şey eskisi gibi olmuyor. Artık bayram sevinci yaşamıyorum. Belki de bu artık öğrencilik hayatımın da bitmiş olmasıyla bağlantılıdır. Çünkü öğrenciliğin bitmesi ile Fındıkzade günlerimin bitmesi aynı zamana denk geliyor. Artık çalışan bir insan olarak belki de bayramlar benim için de sadece bir dinlenme fırsatı olmuştur.
Evet gene 4 gözle bekliyorum ama daha çok uyku, daha çok kendime ayrılan zaman olarak görüyorum. Genelde sadece uyku kısmını tamamlayıp kendine zaman ayırma kısmını es geçiyorduk. Sanırım hayatımda ilk defa kendime zaman ayırdım. Kafa dinlemek için kaçtık 2 gün buralardan. Tam bir kafa dinleme miydi? Bilmiyorum ve hatta sanmıyorum çünkü 2 gün sonra gene işlerin başlayacağı, piyasanın düzelmediği gene ödemeler, müşteriler v.s. gibi sorunlar tüm hızıyla devam edeceği için ve bunlar bir türlü kafadan çıkmadığı için kafa dinlenemiyor. Bunun çözümü izin almak mı? hayır değil gene dönüşte aynı şeyler devam. İşi bırakmak mı? hayır değil bu da yeni bir dert doğurur ki iş bulmak gibi ve şu piyasa da millet 1 sene bile iş arayabiliyor? Peki o zaman ne yapmalı? Hayata aynen devam mı etmeli, önümüzde bu var diye bununla mı sürmeli? Ne kadar kafa dinlesen de dinlensen de bu soralara cevap bulamıyor insan.
Evet çook şükür sağlığımız yerinde ama hayat da bir şekilde bunlarla yürüyor...
Bu dinlence de başka şeyler de düşündüm kendimle ilgili, birilerini de düşündüm kendimle ilgili. Hayatımda bir türlü yerinin ne olduğunu bulamadığım birilerini... O belki de yerinin ne olduğunu ya da ne olmadığını çok açık ve net belirtiyor ama insan beyni ya da biz bayanların beyni o kadar farklı işliyor ki isterse en olmadık şeylerden öyle manalar çıkarıyor ve öyle başka bir hayat kuruyor ki kafasında sonra o kurduklarına kendi bile inanıyor. Bunun tersini gösteren her türlü göstergeyi elinin tersiyle itiyor, böyle bir gösterge ile karşılaşınca her karşılaştığında yara alıyor. Hayatımda değer verdiğim -ki genelde hak ettiklerinden fazla değer veririm böyle kişilere- kişilerden birini düşünüp durdum gene... Aynı iş durumları için geçerli olan sorulara benzer sorular cevaplar çıktı. Gene hiç bir sorunun cevabı yok, ya da olan cevaplar işime gelmiyor.
Evet gene aynı şeyi yazıyorum, sağlığımız yerinde ama bişiler bişiler istiyor insan, küçük değişiklikler, hayatında küçük tatlar, güzellikler...
Ya ben bu defaki yazıyı pozitif yazacaktım ama yazının başlığını attıktan sonra biriyle konuştum ve yazının gidişatını etkiledi gene üzgünüm...
En iyisi gene yazıyı burada bitirmek çünkü iyi şeyler çıkmayacak bu gece de gene başka bahara kaldı güzel yazılar.
İşte bu bayram da bitti... Nerede o çocukluğumun, Fındıkzade'min bayramları? Hayat içerisinde ben neredeyim? Kimin hayatının neresindeyim? İş hayatımda neredeyim? Sanırım hiç bir konuda istediğim yerde değilim, sadece olduğum yerdeyim, sadece buradayım...
egi bir yerde değil burda...
p.s.:tam yazıyı bitirdim önizlemeden inceliyorum, başlığı atarken aklıma ilk gelen başlığın "bana her gün bayram" olduğu aklıma geldi. hayatımız anlık olarak ne kadar çok değişiyor. ben kendimi hep deli olarak nitelendirmişimdir. böylesi belki de işime gelir zaman zaman deliye her gün bayramdır, deli ne yapsa yeridir ya hani. daha yazıya başlarken öyle bi mutluluk, deli saflığı varmış üzerimde ama bir kelime sonra, bir cümle sonra bambaşka şeyler düşünüp, bambaşka şeyler hissedebiliyor insan ne garip... bunu da yazmak istedim işte öyle...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)